Önemli
 

Alman Edebiyatı

Paylaş
 

Alman Edebiyatı

Alman edebiyatı dediğimiz zaman aklımıza Orta Avrupa’da yaşamakta olan ve Almanca konuşan toplulukların edebi yaratısı gelmektedir. Başlangıcının Hz. İsa’nın doğumundan önceki zamanlara kadar uzandığı görülen bu edebiyatın başlangıç çağlarındaki başlıca ürünlerinin oyun ve düğün şarkıları, ağıtlar, eğlendirici fıkralar ve kahramanlık destanları olduğu görülmektedir. Bu edebiyatı tanımlarken sadece Almanya’da gelişen edebiyattan bahsetmemiz mümkün değildir. Bu edebiyat için Almanya’nın yanı sıra Avusturya, İsviçre, Alsas (Fransa), Bohemya (Çek Cumhuriyeti) ve Silezya (Polonya)’da gerçekleşen çalışmaları da değerlendirmeliyiz.

Diğer Avrupa edebiyatlarına bakıldığı zaman Alman edebiyatının diğerlerine nazaran daha çok yerel farklılıklar göstermektedir. Bu durumun sebeplerine bakacak olduğumuz zaman bu duruma neden olan etkenlerin başında 1800’lerde Berlin’in ortaya çıkışına kadar Almanca konuşan kişilerin bir başkentinin bulunmamasıdır. Üstelik Almanya çok uzun bir süre bölünmeler ve ayrılıklar yaşamıştır. Bilhassa 1600’lerde yaşanan din savaşları ve 1900’lü yılların ortasında başlayan Soğuk Savaş döneminde sıklıkla bu tip bölünmelerin yaşandığını görebiliyoruz.

Genel olarak Almanya’ya ve Almanya tarihine baktığımız zaman Reform dediğimiz dini hareketin merkezi olduğunu ve bu sebeple 1500’lü yıllarda Protestanlığın ortaya çıktığı yer olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Reform dediğimiz olay genel olarak kişinin içsel ruhani özgürlüğünü vurguladığından dolayı Alman edebiyatını şekillendirmekte olan içselliğin ve felsefi yansımanın da bu tarz bir ruha sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu edebiyatı bölümler halinde incelememiz gerekirse genel kabul gören şu devirlere ayırarak inceleyebiliriz:

Diğer Avrupa edebiyatlarına bakıldığı zaman Alman edebiyatının diğerlerine nazaran daha çok yerel farklılıklar göstermektedir. Bu durumun sebeplerine bakacak olduğumuz zaman bu duruma neden olan etkenlerin başında 1800’lerde Berlin’in ortaya çıkışına kadar Almanca konuşan kişilerin bir başkentinin bulunmamasıdır. Üstelik Almanya çok uzun bir süre bölünmeler ve ayrılıklar yaşamıştır. Bilhassa 1600’lerde yaşanan din savaşları ve 1900’lü yılların ortasında başlayan Soğuk Savaş döneminde sıklıkla bu tip bölünmelerin yaşandığını görebiliyoruz.

Genel olarak Almanya’ya ve Almanya tarihine baktığımız zaman Reform dediğimiz dini hareketin merkezi olduğunu ve bu sebeple 1500’lü yıllarda Protestanlığın ortaya çıktığı yer olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Reform dediğimiz olay genel olarak kişinin içsel ruhani özgürlüğünü vurguladığından dolayı Alman edebiyatını şekillendirmekte olan içselliğin ve felsefi yansımanın da bu tarz bir ruha sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu edebiyatı bölümler halinde incelememiz gerekirse genel kabul gören şu devirlere ayırarak inceleyebiliriz:

1- Eski Yüksek Alman Dili Devri (—-1150) (Erken Alman Edebiyatı): Germen kabilelerinin kuzey Avrupa üzerinden geçerek şimdiki Almanya’ya M.Ö. 1000’li yıllarda göç etmişlerdir. Bu kabilelerin de bestelemiş oldukları baladları ve hikayeleri nesilden nesile bu göç dönemi boyunca anlatarak aktardıkları görülmektedir. Bu göçlerin yaklaşık olarak MS 800 civarında sona erdiği biliniyor. Bu dönemlerde ise manastırların edebiyatın ve eğitimin merkezi durumunda olduğu görülür. İncil ve Hıristiyan efsaneleri üzerine Rahiplerin kurmuş oldukları şişir ve hikayelerin yayıldığı görülür. Hatta yaklaşık olarak 820-840 yılları içerisinde oluşmuş olan ve anonim bir destan olarak karşımıza çıkan The Savior’un da İsa’yı bir Sakson lideri olarak resmettiklerini görebilmekteyiz.

Bu devirde eğitim ve edebiyatın şekillenmesini sağlayan rahipler içindeki Rahip Otfrid von Weissenburg’un ilk Alman yazar olduğu düşünülmektedir. Rahip Weissenburg’un bu bağlamda şiir kafiyeleri ile 863-871 yılları arasında bitirilmiş olan The Book of Gospels adlı kitabı da yazdığı görülmüştür. Aynı zamanda rahiplerin eski kahramanlık destanlarını kaydetmeye ve kendi dönemlerinin feodal lordlarını yücelten yeni destanlar yazdıklarını görebiliyoruz.

Günümüzde kadar bu destanlardan ulaşanlara bakacak olduğumuz zaman bir baba ile oğlu arasında yaşanan savaşı anlatan Hidebrandslied adlı eser karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca MS 9. yy’da yazılmış olan Germen destanı Güçlü Elli Walther’in de daha sonra bir Latin efsanesi olan Waltharius’a dönüştürüldüğü de görülmektedir. Bunların yanı sıra bu dönemde yazılan eserlerden biri olarak St. Gallen’de rahiplik yapan Notker Labeo’nun Romalı bir filozof olan Boethiues ve Eski Yunan filozofu olan Aristo’nun yapıtlarının bazılarının da Almanca’ya çevrildiği görülmektedir.

2-  Birinci Altın Devir (1150-1250): Bu devri anlatırken bu dönemde kullanılan edebi türleri anlatmak çok daha uygun olacaktır. Bu dönemdeki edebi türleri ise Alman destanları, Ramanslar, Şövalye Edebiyatı ve Minnesang olarak sıralamak ve incelemek gerekir.

a- Alman Destanları: Birinci Altın Devrin ana edebi ürünleri olarak karşımıza çıkan destanlar söz konusu olduğunda bu edebi ürünlerin en ünlüsünün 12 bin dizelik olan Nibelungların Şarkıları adlı eserdir. İntikam, ihanet ve sadakati anlatmakta olan ve Avusturya’da yazılan bu eserin büyük bir olasılıkla Passau tarafından yazıldığı düşünülmektedir.

b- Romanslar: Kahramanları ve asıl gerçekleri anlatmakta olan bu yazın biçimleri bu dönemin bir diğer ana edebi ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Antik edebiyatın başyapıtları olarak sayılmakta olan Wolfram von Eschenbach’ın 1200-1210 yılları arasındaki Parzival ve 13. yy başlarında Gottfried von Strassburg’un yazmış olduğu Tristan ve Izole’si bu türün en önemli eserleridir. Parzival adlı eserde uzun bir dönem boyunca şövalye olmak için uğraşmakta olan ancak bunun için uzun yargılamalardan geçmek zorunda kalan ve sonuçta da kutsal toprakların kralı olan Parzival anlatılmaktadır. Tristan ve Izole adlı romansta ise aşklarının sonucu ölüm olan iki genç aşık anlatıklmaktadır.

c- Şövalye Edebiyatı ve Minnesang: Eski Alman edebiyatı dönemi olarak adlandırılan Birinci Altın Çağ devrine damgasını vurmakta olan bir başka yazın türü de Şövalye Edebiyatıdır. Bu dönemde şövalyelerin tek özelliklerinin savaşmak olmadığı ve bu kişilerin sanat ve özellikle edebiyatla ilgilendikleri de görülmektedir. Bu kişiler yüksek beğenilere sahip kişilerdir ve Minnesangların da onların ellerinden çıktığı görülür. Bunların pek çoğunun da aşk ve kavalyeliği anlatmakta olan Fransız troubadorların şarklarındaki lirik şairleri taklit ettikleri göze çarpmaktadır. Bu yazılarda kadınlara duyulan aşktan bahsedilmektedir. Elbette burada anlatılmakta olan kadınların sarayda yaşayan kadınlar olduğu görülmektedir. Saray kadınlarına duyulan beğeni ve aşk anlatılır. Bu türde bilinen en ünlü şair (troubador) Walther von der Vogelweide’dir ve bu şairin diğer troubadorların yazmış oldukları soğuk ve samiyetsiz şiirleri daha orijinal ve sıcak aşk yorumlamalarına dönüştürdüğü görülür. Vogelweide’ın o dönemdeki Papalıkla uzun süren güç savaşlarına girmiş olan Orta Avrupa’daki Germen asıllı Kutsal Roma İmparatoru’nu övmüş ve savunmuş olduğu eserleri olduğunu da görebilmek mümkündür.

3- Altın Çağlar Arası Devir (1250-1750): Rönesans ve Reform hareketlerinin başlangıcını da içine almakta olan bu devri anlatırken Popüler Edebiyat Dönemi, Alman Hümanizmi, Reformun etkisi ve Barok Edebiyatı gibi bölümlere ayırmak çok daha uygun bir anlatım olacaktır.

a- Popüler Edebiyat Dönemi: 1250 yılından 1600’e kadar süren bu dönemin Alman şehirlerinde ticari büyüme ve zenginlik getirdiği görülmüştür. Bu durum da yeni bir sosyal-ekonomik sınıf olan Orta sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuştur ve bu sınıf kültürel liderliği de ele geçirmiştir. Bu dönemin en ünlü eserlerine bakacak olduğumuz zaman yaklaşık 1250-1280’de yazılmış olan Bahçıvan Wernher’in Meier Helmbrecht’i şeklindeki destanların şövalyeliğin düşüşünü konu aldıklarını görebiliyoruz. Ayrıca bu dönemde pratik dersleri öğretebilmek amacıyla fablların kaleme alındığı görülmekle beraber. Fablları takiben satirik destan örneği olan Tilki Reynard, ahlaki ve satirik şiir örneği olan Aptallar Gemisi ve komik hikaye örnekleri ortaya çıkmıştır. Bu örneklerin yanı sıra Nüremberg’li bir ayakkabı ustası olan Hans Sachs’ın antik şarkıcıları taklit edip yüzlerce şarkı ve oyun yazdığı görülmüştür. Redentin Easter Play ve Oberammergau Passion Play isimli dini oyunların da bu dönemde dinsel duyguları saf mizahla birleştirdikleri görülmektedir.

b- Alman Hümanizmi: Bohemya’da 1350 yılında üniversitelerin kurulmasıyla başlamış olan bu akımla birlikte insanlık için yeni idealler arayışı içerisinde olan hümanistlerin Eski Yunan tarih ve felsefesini keşfe çıktıkları görülmüştür. Bu sebeple de bu dönemdeki şair ve yazarlar eserlerinin pek çoğunu Almanca yerine Latince yazmıştır. En ünlü Alman hümanistlerine bakacak olduğumuz zaman İbranice ustası olarak bilinen Johannes Reuchlin ve Reform hareketinin başlamasında etkili olan Martin Luther’in baş yardımcısı Philipp Melanchton karşımıza çıkar. Bu döneme ait en ünlü eser Johannes von Tepl tarafından kaleme alınmış olan Bohemyalı Çiftçidir. Yazar bu eserde vasat bir çiftçi ile ölüm arasındaki diyaloğu işlemiştir. Hümanizmin doruk noktasının ise Alman edebiyatı içerisinde 1480’den 1530’a kadar geçen süre olduğunu söyleyebiliriz.

c- Reform: Alman kültür ve yaşamında etkisini hale gösteren bir iz bırakan ve 1517’de başlamış olan reform hareketi edebiyat alanında özellikle dinsel yazınları ve bildirgeleri etkilemiştir. Reform hareketinin lideri olarak bilinen Martin Luther İncil’i saksonya Almancası’na çevirmiş ve bu çeviri Alman edebiyatının en etkileyici olaylarından biri olmuştur. Bu çeviri ile diğer yazarları da oldukça etkileyen Luther’in bu çevirinin yanı sıra pek çok dini ve politik metni de kaleme aldığı görülmüştür.

d- Barok Edebiyatı: Çoğunlukla fazla şişirilmiş olan ve abartılarla dolu bir edebiyatı anlatan bu edebiyata ait şiirler, yani Barok şiiri inanç ve çaresizlik, maneviyat ve maddecilik, erdem ve şiddet gibi konular arasında gidip gelmiştir.Alman Barok döneminin en büyük lirik şairi olarak ise Andreas Griphius tanımlanır. İlahi yazarlar söz konusu olduğunda ise en ünlü Alman ilahilerinin bu dönemde yazıldığı görülür.Çok canlı ve gerçekçi bir roman olan Simplicissimus ise dönemin roman türünü en iyi şekilde açıklayan örnektir.

4- İkinci Altın Devir (1750-1830): 1700’lerin sonu ve 1800’lerin başını kapsayan bu dönem Alman dünyasının Alimler Çağı olarak bilinmektedir. Mozart ve Beethoven gibi bestecilerin, Kant ve Hegel gibi filozofların bu dönemde gerçekleştirdikleri çalışmalarla müzik ve felsefede ilerleme kaydettikleri görülmüştür. Bu dönemde yaşayan Alman edebiyatı yazarları diğer Avrupa yazarlarından daha fazla olacak şekilde sanatı eğitime giden bir yol olarak görmüştür. Bu devirde ele alınması gereken başka akımlar ve düşünceler de bulunmaktadır. Bunları şu şekilde ayırabiliriz:

a- Aydınlanma Çağı (Neden Çağı): Gerçeği anlamak için en iyi yolun nedenlerini kullanma ve sorgulama olduğu vurgulanan tarihsel dönemdir. 1700’lerin ortasında yaşanan bu dönem Almanya’da İngiltere ve Fransa’ya nazaran çok daha kısa sürmüştür. Bu dönemde aydınlanmış reformların ruhuyla Alman edebiyatının milli gururu yükselmiş ve edebiyat Fransız etkisinden çıkmıştır. Bu bakımdan Alman milli edebiyatının temellerinin bu dönemde atıldığı söylenebilir.

b- Alman Preromantizmi: Fırtına ve baskı hareketi olarak bilinen bu akım 1770’de başlamış ve otoriteye karşı güçlü arzu, orijinallik ve başkaldırıya vurgu yapıldığı görülür. Bu hareketin orta sınıfın sosyal değerlerine, geleneğine ve siyaset, teoloji ve politikadaki otoritesine karşı isyankar olan kaotik bir hareket olduğu görülür. Genç Schiller ve Goethe bu akımın en önemli iki temsilcisidir. Bu akımın felsefi anlamdaki ilham kaynağı Goethe’nin hocası olan tarihçi ve filozof Herder olarak görülür. Johann Gottfried Herder alman yazarlarının Eski Yunan trajedilerini taklit etmekte olan Fransız Neklasistlerin etkisinden çıkabilmesi için çalışmalar yapmıştır. Herder tüm dünyadan topladığı şiirleri Almanca’ya çevirerek her birinin güçlü olduğunu kanıtlamıştır.

c- Alman Klasizmi: Bu akım Goethe, Schiller ve Friedrich Hölderlin tarafından idare edilmiştir. 1787’de Goethe’nin İtalyan klasik antiklerini incelemek amacıyla gerçekleştirmiş olduğu geziye kadar Alman klasizmi 30 sene boyunca gelişmeye devam etmiştir.

d- Alman Romantizmi: 1790’ların sonunda etkisini gösteren bu akım önemli ve etkileyici bir akım olarak Alman edebiyatına katkıda bulunmuştur. Bu dönemde romantiklerin güçlü duyguları ve düş gücünü konu alarak edebi ifadenin özgür biçimlerini ele almıştır. Romantikler arasında en iyisi olarak Friedrich von Hardenberg görülür. Çoğu romantiğin bu dönemde lirik şiirler yazdığı ve Novalis’den sonra da bu şairlerden Joseph von Eichendorf’un en çok ses getiren şair olduğu görülür. Alman romantizminin en önemli özelliği olarak tüm yazarlarda görülen milliyetçilik karşımıza çıkar.

5- 1830’dan 1880’e kadar Alman Edebiyatı: Bu döneme Genç Almanya hareketi adı verilen ve 1830’larda etkin bir şekilde görülen Genç Almanya hareketini inceleyerek başlayabiliriz. Bu hareket edebiyatı politik düşünceleri ifade edebilmek için kullanan radikal Almanlarca ortaya çıkarılmıştır. Bu yazarların dönemin prensi olan muhafazakar prens Klemens von Matternich’i eleştirdiği görülür. Bu hareketin en bilinen ismi ise Heinrich Heine‘tir. Lirik bir şair olan Heine Alman kültürünü eserlerinden de anlaşılacağı üzere aşağı görmektedir.

Gerçekçilik, bu dönemde etkisini gösteren bir diğer akımdır. Realizm akımı olarak bilinen gerçekçilik, günlük yaşamın inanılır kişiler ve her zaman yaşanan olaylar kullanılarak olduğu gibi resmedilmesini amaçlamaktadır. Alman edebiyatındaki yazarlar bunu daha çok Şiirsel Gerçekçilik biçiminde kullanmıştır.

6- 1890’dan 1945’e kadar Alman Edebiyatı: Bu dönemde edebiyat üzerinde Naturalizm, Empresyonizm, Neoromantizm, Sembolizm ve Ekspresyonizm gibi akımlar damgasını vurmuştur. Bu akımların etkisindeki en önemli yazarlarına bakacak olduğumuz zaman Naturalizm’de Gerhart Hauptman çıkarken resimde daha çok bilinen kavramlar olan empresyonizm, neoromantizm ve sembolizm akımlarının etkisinde kalan Huge von Hoffmansthal, Richard Strauss, Thomas Mann, Arthur Schnitzler karşımıza çıkar. Ekspresyonizm akımında ise Franz Kafka, Bertolt Brecht, Georg Kaiser, Ernst Toller, Georg Trakl ve Gottfried Benn karşımıza çıkan en ünlü isimlerdir. Bu dönemde akımların yanı sıra Nazi dönemi edebiyatın da ayrıca incelenmesi gerekir. Nazilerin ahlaksız ve siyaset açısından güvenilmez buldukları ekspresyonistleri yargılaması ve ilk iş olarak bu yazarların kitaplarını Berlin’de bir kütüphane avlusunda halkın gözleri önünde yaktığı görülür. Bu durum pek çok yazarın ve şairin Bertolt Brecht ve Thomas Mann gibi ABD’ye kaçmasına yol açmış, kaçmayanların ise yakalanıp toplama kamplarında katledilmeleri ile sonuçlanmıştır. Bu dönemde en çok tutulan dil bilimci ve edebiyatçı ise düşünceleri en çok tutulan ve Nazilerce yüceltilen Leo Weisgerber olmuştur.

7- Savaş Sonrası Alman Edebiyatı (1945-1990): Savaş sonrasında Almanya’nın yaşamış olduğu siyasi ve ekonomik kriz edebiyata da yansımıştır. Bu dönemin en önde gelen isimlerine baktığımızda Heinrich Böll’ün Bayanla Grup Resmi ve Katharina Blum’un Kayıp Onuru gibi eserler ile Günter Grass’ın Teneke Trampet, Kedi ve Fare, Köpek Yılları adlarını taşıyan Danzig üçlemesi ile eleştirel yaklaşımlar olduğu görülür. Bu dönemde Almanya’nın Nazi tarihi ile de yüzleşmesi gerekmiştir. Bu dönemde batının SSCB etkisinde kalması sebebi ile edebiyatın da doğu ve batı olarak ayrılmasına neden olmuştur. Doğu Alman yazarlarının daha çok sosyalist oldukları ve Batı’nın değerlerini eleştirdikleri görülür.

8- Günümüz Alman Edebiyatı: 1989’da toplum baskısı sebebiyle Doğu Alman hükümetinin çökmesinin ardından 1990’da Doğu ve Batı Almanya’nın tekrar birleşmesi sonrasında Erich Loest, Wolfgang Hilbig, Christa Wolf ve Monika Maron gibi Doğu alman yazarı olan isimlerin deneme, roman ve otobiyografilerle geçmişleri ile hesaplaşmaları göze çarpar. 1990’lı yıllardan sonra göze çarpan Alman edebiyatı eserlerine baktığımız zaman Yeşil Eriklerin Ülkesi ve Randevu gibi Herta Müller Komünist rejimdeki yaşamı konu alan romanlarla Tango Dansçısı ve Willenbrock gibi kendilerini bir kabus içerisinde bulan sıradan insanların kaleme alındığı romanlar karşımıza çıkmaktadır.

Bu yazı 3139 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir adet yorum var.

  1. […] Rainer Maria Rilke 4 Aralık 1875 tarihinde Prag’da Alman asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. O dönemde Prag hala Avusturya’nın egemenliği altındadır ve bu kentte Almanların azınlık olduğu görülür. Alman lirik şiirinin en önemli temsilcileri arasında olan Rilke’nin sahip olduğu yalnızlık duygusu ve erken gelişen dil bilincinin bununla ilgili olduğu düşünülmektedir. Babası Alman kökenli bir demiryolu memuru olan Rilke’nin annesinin Praglı zengin bir ailenin üyesi olduğu bilinmektedir. Annesi çok hırslı ve kaprisli bir kadındır. Kendi özlemleri doğrultusunda oğlunu yetiştirmek istemesi Rilke’yi 6 yaşına kadar kız çocuğu gibi giydirmesine neden olur. […]

Bir yorum bırak

Protranslate Ayrıcalığı ile Almanca Metin

Protranslate Ayrıcalığı ile Almanca Metin Çevirisi Yaptır Almandili ailesi merhaba… Bugün

0 121 16 Kasım 2017
Almanca saat kaç

Almanca saat kaç...

9 Eylül 2017
Almanca Dersleri Almanca Sınavlar Almanca Türkçe Çeviri Almanca Kelime Öğrenme